6 Ekim 2012 Cumartesi

..

Bugün epey güldüm eğlendim. Bilmiyorum bu kadar eğlenmeye hakkım var mı ama sanırım 23 yıl önce felan bu zamanda bir yerlerde doğduğum için Rabbime şükran duyup şöyle az biraz kutlama yaptım kendimce :P kutlanacak bir hayatımız yok ama bundan sonrası için kutlu olur inşallah :D

Yalnız farkettim de sabahtan beridir evdeyim sanırım. Kendime doğum günü hediyesi olarak bir film izlettim. "Mirror Mirror"u. Açıkçası "Pamuk Prenses ve Avcı" gibi bir hayal kırıklığından sonra bu film muhteşem geldi bana. Julia Roberts'ı da uzun bir aradan sonra görmek hoş oldu. Her ne kadar, kalın kaşlı Pamuk Prenses kadar güzel olmasa da, oyunculuğu ve kişiliğiyle çok tatlı bir oyuncu. Pamuk Prenses de pek tatlıydı bu arada. Kim ola ki acep? :P Neyse de. Bu keyifli günün, günüme anlam katmasının hemen ardından, tekrardan farkettim ki hala evdeyim. Dolayısıyla biraz dışarıya çıkıp hava alsam iyi olacak. Zira gün geçtikçe, lüzum ettiğinde dışarıya çıktığımda, güneşin alabildiğine ışığı vücudumdan buharlar falan çıkartıyor. Fizyolojik dengem bozuldu evde dura dura :D

Dura dura demişken birden aklıma geldi. Nasıl geldi ben de anlamadım ama bu zamana kadar Shakespear okumadığım için çok mahcup oldum doğrusu. Evet doğru duydunuz. Kitap okumaktan bahsediyorum :D Geçenlerde ablamdaydım ve biraz kütüphanesini karıştırayım dedim. O sırada meşhur "Seksenler" dizimiz oynuyor tabi ve Dümbüllü Niyazi yine Shakespear'den dizeler okuyor :D Gözüme de tam o sıra "Hamlet" ilişiyor. Kaderin cilvesi işte. Açık okumaya başlıyorum ben de ve okudukça da bırakamıyorum elimden. Şu Amerikan filmlerindeki salak "opera" sahneleri ve günümüz entellerinin saçma yorumlamaları nedeniyle okumadığım yazar, meğersem neler yazıyormuş neler. Böylesine güçlü bir edebiyat beklemiyordum doğrusu :D E tabi bunda Sabahattin Eyüpoğlu'nun da payı büyük tabi. Kendisine yakışır bir çeviri yapmış, ellerine sağlık.

Velhasıl kelam herkese biraz Shakespear okumasını tavsiye edip, eşsiz eser Kuran'ı da unutmamanızı temenni ederek yazımı bitiriyorum :D Haydi kalın sağlıcakla.

4 Ekim 2012 Perşembe

..

Beni sövdürecekler en sonunda kendilerine o olacak. Ne kadan dangalak arkadaşım var benim yaf :D Yok, asıl dangalaklık ben de, bunlarla samimi iki muhabbet etmekle ama yapacak bir şey de yok yani. İletişim gücü kör olsun :P

Ben şimdi hangi birinin dangalaklığından bahsedeyim onu da bilemedim ama sanırım beni en çok üzenlerinden biri pek kıymetli arkadaşım A.C.'nin (21), işte çalışmasından dolayı, saat 21.00'dan sonra hiçbir aktiviteye katılmak istememesi. E be yavrum :D Zaten çalışıyorsun. O saate kadar gününü dolu geçirmişsin işte. Azıcık çıldırsana bizimle. Ne kocasını bekleyen karılar gibi sümsük sümsük oturup evde televizyon seyrediyorsun, anlamıyorum ki :D Yok bi de, adam çalışıyor diye, onu düşünüp güzel bir yemek yaptım, eve davet ediyorum gel la yemek yapmaya uğraşma diye. Kocasına yemek yapan kadına döndürdü beni eşek herif :D Yok ona bi daha yemek :P

Gelelim bir ikinci dangalağa. Gerçi bununla muhabbetimiz biraz farklı ama yine de işine geldiği zaman konuşmak isteyip, işine gelmediği zaman benim muhabbetimin içine ediyor ya, baltayı boğazına geçiresim geliyor :D Bir zamanlar, muhabbeti eşsiz bir arkadaş olan bu vatandaşa, onun tabiriyle "blög" aleminden sesleniyorum. Bittin kızım sen. Gün olur intikam paşa paşa ayaklarıma kadar gelir :D Nedense intikamla bu aralar iyi dost olmaya başladık :P

İntikam demişken, bahsedilmesi gereken akla pek çok isim daha geliyor aslında. Kendisine güvenip iş bulduğum ve daha sonra bana dahi bir şey demeden işten ayrılıp beni hayal kırıklığına uğratan, sonra da pişkin pişkin sırıtıp yine iş aradığını söyleyen N.Ç. (21).. Bunların hepsi 21 yaş ergenliği yaşıyorlar galiba :/ Sonracığıma, yine 21 yaşındaki, isminin baş harfine A mı desem E mi desem bilemediğim, uyumuş ama büyüyememiş bir geri kafalı kardeşim :D Sonra, erkek olmasına rağmen, kızlardan fazla trip atan baş belası bir kerkenez. Her türlü müsamahayı gösterdiğim halde, bana yüz vermeyen bir memleket güzeli.. Bu kızların hepsi mi aynı arkadaş :P Ve son olarak da bana dünyanın en büyük kazığını atmış ev arkadaşım. Ama tabi kazığı bana kalsın. Günün birinde ben de ona atıcam, bakalım neresine denk gelirse artık :P :D

İşin garibi, tüm bunların afraları, tafraları, çekilmezlikleri yüzünden üzerimdeki bütün yazma isteğinin yok olması. Şu yazıyı resmen bıçak zoruyla yazdırdım kendime :D Çok hamlamış hissediyorum kendimi. Sırf bu nedenden dolayı dahi, iyice kabarıklaşan "öldürülebilecek arkadaş listemi" azıcık hafifletebilirim :P Benimle iletişime geçip de sinirlerimi bozanların dikkatine :P